ANKARA (A.A) - 30.05.2009 - Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, "Otistik çocuklar ve iş eğitim merkezlerinin otizmli bireyler için yeterli olmadığını" belirterek, bu çocuklara yönelik eğitim merkezleri ile özel eğitim sınıfları sayısının acilen artırılmasını istedi.
Bakan Çubukçu, valilik bölgesinde bulunan atıl kamu binaları ve okulların düzenlenerek otizmli çocukların bir an önce eğitime katılması için tahsis edilmesi talimatı verdi.
Çubukçu, il milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği "Otizm" konulu genelgede, otizmi olan bireylerin erken çocukluk döneminden başlayarak yetişkinlik dönemindeki iş ve mesleki eğitim programları da dahil olmak üzere yaşam boyu süren kaliteli ve nitelikli bir özel eğitim hizmeti almalarının, yetersizlik türüne, derecesine, bireyin yaşına ve öncelikli ihtiyaçlarına göre işlevsel olarak planlanmış eğitim programlarının uygulanması ve bu bireylere yönelik eğitim ortamlarının oluşturulması ile mümkün olabileceğini belirtti.
Milli Eğitim Bakanlığınca, otizmli bireylerin eğitimine yönelik 27 otistik çocuklar eğitim merkezi ile 5 iş eğitim merkezi açıldığını belirten Çubukçu, "Ancak söz konusu merkezler, ülke genelinde eğitsel değerlendirme ve tanılaması yapılmış otizmli bireyler için yeterli olmamakta ve bu çocuklara yönelik eğitim merkezleri ile özel eğitim sınıfları sayısının acilen arttırılması gerekmektedir" dedi.
Bakan Çubukçu, şunları kaydetti:
"İlinizde sırada bekleyen otizmli çocukların eğitim-öğretim sürecine bir an önce katılmalarına olanak sağlamak amacıyla rehberlik ve araştırma merkezi kayıtlarından sayılarının tespit edilerek, valiliğiniz bölgesinde bulunan atıl kamu binaları ve okulların bu amaçla tahsisine yönelik düzenlemenin yapılması ve söz konusu merkezler açılıncaya kadar geçen sürede bu çocukların eğitim sürecine bir an önce dahil edilmesine yönelik özel eğitim sınıflarının açılması gerekmektedir."
Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü
SayıB.08.0.ÖRG.0.20.03.04.200.56/ ZLî5
Konu Otizm
........................ VALİLİĞİNE
(Millî Eğitim Müdürlüğü)
İlgi:31.05.2006 tarihli ve 26184 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği
Otizmi olan bireylerin erken çocukluk döneminden başlayarak yetişkinlik dönemindeki iş ve mesleki eğitim programları da dâhil olmak üzere yaşam boyu süren kaliteli ve nitelikli bir özel eğitim hizmeti almaları, yetersizlik türüne, derecesine, bireyin yaşına ve öncelikli ihtiyaçlarına göre işlevsel olarak planlanmış eğitim programlarının uygulanması ve bu bireylere yönelik eğitim ortamlarının oluşturulması ile mümkün olabilmektedir.
Otizmi olan bireylerin gelişim özelliklerinin, mevcut eğitim-öğretim ortamlarından doğrudan yararlanmalarına engel teşkil etmesi nedeniyle bu çocukların özelliklerine uygun, eğitim-öğretim ortamlarının oluşturulması gerekmektedir. Bu bağlamda otizmli çocuklar, ilgide kayıtlı Yönetmeliğin 41'inci maddesi gereği açılan otistik çocuklar eğitim merkezleri ile 25'inci maddesi uyarınca açılan özel eğitim sınıflarında öğrenimlerini sürdürmektedirler.
Bakanlığımızca otizmli bireylerin eğitimine yönelik 27 otistik çocuklar eğitim merkezi ile 5 iş eğitim merkezi açılmıştır. Ancak söz konusu merkezler, ülke genelinde eğitsel değerlendirme ve tanılaması yapılmış otizmli bireyler için yeterli olmamakta ve bu çocuklara yönelik eğitim merkezleri ile özel eğitim sınıfları sayısının acilen arttırılması gerekmektedir.
İlinizde sırada bekleyen otizmli çocukların eğitim-öğretim sürecine bir an önce katılmalarına olanak sağlamak amacıyla rehberlik ve araştırma merkezi kayıtlarından sayılarının tespit edilerek, Valiliğiniz bölgesinde bulunan atıl kamu binaları ve okulların bu amaçla tahsisine yönelik düzenlemenin yapılması ve söz konusu merkezler açılıncaya kadar geçen sürede bu çocukların eğitim sürecine bir an önce dahil edilmesine yönelik olarak özel eğitim sınıflarının açılması gerekmektedir.
Bilginizi ve konuya ilişkin gerekli araştırmanın yapılarak özel eğitim sınıfı açma seçeneği başta olmak üzere sırada bekleyen öğrenci kalmayacak şekilde otizmli çocuklara eğitim verilmesine yönelik gerekli tedbirlerin vakit geçirilmeden alınmasını ve sonucundan Bakanlığımıza bilgi verilmesini rica ederim.
Otizmin hamilelik sırasında amniyosentezle saptanabileceği yönündeki bulgu, daha fazla ayrımcılıktan çekinen otistik çocuk sahibi ailelerin tepkisini çekti..
İngiltere'de Cambridge Üniversitesi Otizm Araştırma Merkezi tarafından yapılan araştırma, otizm hastalığının bebek anne karnındayken saptanabileceğini belirledi. Doğumdan 8 yaşına gelene kadar 235 çocuğu araştırmaya alan uzmanlar, hamilelikte kadının amniyotik sıvısında bulunan yüksek testosteron ile otizm arasında bağlantı olduğu sonucuna vardı. Hamilelik döneminde yüksek seviyede testosteron görülen annenin çocuğunun, otizmin özellikleri olan sosyal etkileşim ve sözel iletişim eksikliği gösterdiği saptandı. Araştırmanın sonucu, down sendromunun teşhisinde kullanılan amniyosentez yönteminin, otizmin tespitinde de kullanılma ihtimalini gündeme getirdi. Cambridge Üniversitesi'nden Profesör Simon Baron-Cohen, "Down sendromunda test var ve yasal. Ailelerin hamileliğe son verme hakkı var. Fakat otizm yetenekle ilişkili olduğu için farklı bir durum" dedi. Uzmanlar, Down sendromu için yasal olan testin otizm hastalığı için de uygulanabileceğini savunuyor. Ancak iletişim kuramayan ve bakıma muhtaç otizm hastalarının yanı sıra, matematik ve müzik alanında üstün yetenekli otistikler de bulunduğu için, çiftlere hamileliği sonlandırma tercihi verilmesi olasılığı tartışmalara yol açtı. Prof Cohen, otizm nedeniyle hamileliğe son verilmesini tavsiye eden doktorların, otistiklerin sayısının azaltılmasının yanı sıra başka neyin azaltılacağının göz önünde bulundurmaları gerektiğine dikkat çekti. Prof. Cohen, otistik bebeklerin dünyaya gelmesinin önüne geçilmesiyle matematik alanında geleceğin dahilerinin de ortadan kaldırılması tehlikesi konusunda uyarıda bulundu.
'BİLİNMESİ YARDIM EDER' Otistik çocuk sahibi aileler ise doğum öncesi otizm testine şiddetle karşı çıkıyor. Gerekçeleri ise kendi otistik çocuklarına desteğin azalacak olması ve daha fazla ayrımcılık yapılacağı olasılığıyla duydukları endişe... Ulusal Otizm Derneği ise üyelerinden bazılarının testle otizm hastalığının önceden bilinmesinin ailelerin hazırlanması ve çocuklarına destek bulmalarında yardımcı olacağı görüşünde olduğunu belirtti.
Perihan KORKMAZ / LONDRA
12.01.2009
Kaynak ; 13 Ocak 2009, Sabah Gazetesi
Link http://arsiv.sabah.com.tr/2009/01/13/haber,F19A8A1BADD84A6696C30D13ABEA5C9B.html
Yapılan bir araştırma sonucuna göre artık anne karnındaki bebeğe otizm testi yapılacabilecek.
İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'nden bir grup bilim adamının yaptığı araştırma sonucunda geliştirilen yöntemle anne karnındaki bebeğe otizm testinin yapılmasının olası hale geldiği bildirildi.
Cambridge Üniversitesi Otizm Merkezi tarafından 235 çocuğun doğumdan 8 yaşına gelene kadarki dönemlerinin izlendiği ve sonuçta bu çocukların arasında, annelerinin gebelikleri sırasında amniyo sıvısında yüksek oranda testosteron bulunanlarda, sosyalleşme eksikliği, konuşma güçlüğü gibi otizmin karakterine uyan özelliklerin tespit edildiği açıklandı.
Bilim adamları, şimdi bu konuda ulusal düzeyde bir tartışma ortamı yaratılması ve konunun etik açıdan değerlendirilmesinin ardından, etik olduğu sonucuna varılması halinde testin yaygın biçimde uygulanmasına ve otizm tehlikesi görülen hallerde de kürtaj yapılmasına izin verilmesini öneriyor.
Bilim adamlarına göre, otizm testiyle ilgili süreç down sendromunun anne karnında tespitine olanak sağlayan amniyosentez yöntemiyle mümkün olabilecek.
TEST SONUCU KÜRTAJ KARMAŞASI
Bilim adamlarını tek düşündüren ise testin sonrasında bebeğin otistik doğabileceğinin tespiti halinde, kürtaja izin verilmesi gerekip gerekmediği sorusunun yanıtının bulunması. Zira bilindiği gibi otistik çocuklar görebiliyorlar, hatta içlerinden ünlü matematikçiler ve müzisyenler bile çıkabiliyor.
Bunun yanı sıra otistik olup hiçbir şekilde hayatla bağlantı kuramayan ve bütün yaşamını otistik hastalar için dizayn edilmiş özel kurumlarda geçirenlere de rastlanabiliyor.
Bilim adamları, bu nedenle toplumun ve otistik bir bebek sahibi olma olasılığı yüksek tespit edilen ebeveynlerin bu tür vakaların kürtajla sonlandırılması gerekip gerekmediği konusunda karar vermesinin güçlüğüne dikkati çekiyor.
Öte yandan otistik çocuk sahibi ailelerin büyük çoğunluğunun ise teste daha şimdiden karşı çıktıkları ve bu testin serbest bırakılması halinde hem otistiklere yönelik ayrımcılığın artmasından hem de devletin otistik çocuk sahibi ailelere verdiği desteğin azalmasından korktukları belirtiliyor.
Kaynak ;http://www.guncel.net/saglik/cocuk-bebek-sagligi/2009/01/12/anne-karninda-otizm-testi.htm
• 3.5.2009 - Engelli Bireylerde Ağız Bakımı ve Diş Sağlığı
ENGELLİ BİREYLERDE AĞIZ BAKIMI ve DİŞ SAĞLIĞI
Engelli bireylerde, genellikle temel sağlık problemlerinin tedaisi ile ilgilenildiğinden, ağız ve diş sağlığı ihmal edilebilmektedir. Bunun sonucunda diş çürükleri ve diş eti hastalıkları artarak, tedavisi güç ileri aşamalara ulaşmaktadır. Erken dönemdealınacak korucu ağız ve diş sağlığı önlemleri, ileride karşılaşabilecek bu tür problemlerin engellenmesinde önem taşımatadır.
Soru; Engelli çocuklarda dişlerin sürme zamanları farklılık gösterir mi ?
Cevap ; Dişlerin sürmesi irsiyet, çenelerin büyümesi, kas aktivitesi gibi çeşitli etkenlere bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Büyüme ve gelişim anomalileri ile kas fonksiyonlarında bozukluk olan çocuklarda diş sürmesinde gecikme yada hızlanmalar olabilmektedir. Süt ve sürekli (daimi) dişlerin normal sürme zamanları aşağıdaki tablolarda gösterilmektedir.
Tablo 1. Süt dişlerinin sürme zamanları.
Ön kesiciler
04 – 14 Ay
Yan kesiciler
08 – 18 Ay
Köpek dişleri
14 – 24 Ay
1. Süt azıları
10 – 20 Ay
2. Süt azıları
20 – 36 Ay
Tablo 2. Daimi dişlerin sürme zamanları.
Ön kesiciler
07 – 08 Yaş
Yan kesiciler
06 – 10 Yaş
Köpek dişleri
09 – 14 Yaş
1. Küçük azılar
09 – 14 Yaş
2. Küçük azılar
10 – 15 Yaş
1. Büyük azılar
05 – 08 Yaş
2. Büyük azılar
10 – 15 Yaş
3. Büyük azılar
17 – 25 Yaş
Soru: Engelli çocuklarda diş bakımına ne zaman başlanmalıdır.
Cevap : Sağlıklı çocuklarda olduğu gibi engelli çocuklarda da , dişler ağızda görünür görünmez, anne yada çocuğun bakıcısı her beslenmeden sonra dişleri nemli bir gazlı bez ile temizlenmelidir. 2 yaşa doğru küçük, yumuşak kıllı bir diş fırçası kullanılarak ve çocuğun eğitilmesi ile başlanmalıdır. Çocuğun ağzı günde bir kere tam anlamıyla, besin artığı kalmayacak şekilde temizlenmelidir. Her öğünden sonra ağzın çalkalatılması da önemlidir.
Soru: Engelli çocuklarda dişler hangi pozisyonlarda daha rahat fırçalanabilir.
Cevap : 1. Ayak da durabilen yada oturabilen çocuklarda, çocuk bu konumdayken fırçalama işlemini yapacak olan kişi çocuğun arkasına geçer. Bir eliyle başı desteklerken diğer eliyle fırçalama işlemini yapar.
2. Fırçalama işlemini yapacak olan kişi koltuk yada kanepeye oturur, çocuğu yere oturtarak başını bacaklarının arasına alır. Çocuğun başını geriye doğru yatırır.Bir eliyle başı desteklerken, diğer eliyle fırçalama işlemini yapar.
3. Kas koordinasyon bozukluğu olan çocuklarda fırçalama için iki kişi karşılıklı olarak, diz dize pozisyonda oturur. Çocuğun başı iki kişiden birininkucağına,bacakları diğerinin kucağına geleçek şekilde yatırılır. Çocuğun başının kucağında olduğu kişi, bir eliyle çocuğun başını desteklerken diğer eliyle fırcalama işini yapar.
4. Zapt edilmesi çok zor olan çocuklarda fırçalama işlemi için açık bir alan tercih edilmelidir. Bu alanda çocuk kucağa oturtularak fırçalama yapılmalıdır.
Soru: Hangi tip diş fırçası daha etkilidir.
Cevap : Engelli yada küçük yaşdaki çocukların kullanımına yönelik özel fırçeler üretilmiştir. Dişlerin tüm yüzeylerini tek bir fırça darbesiyle temizleyebilecek bu fırçalar yurt dışından temin edilebilmektedir. Bununla birlikte dişlerini kendi fırçalayabilen çocuklarda, yumuşak kıllı ve küçük başlı bir diş fırçasının sapına sünger takılması suretiyle çocuğun diş fırçasını tutması kolaylaştırılabilir. Elektrikli diş fırçaları da titreşim yaparak diş temizliğini sağlamaları nedeniyle engelli bireylerdekullanım kolaylığı sağlamaktadırlar. Dişetleri hassas ve yangılı olan bireylerde yumuşak kıllı diş fırçalarının kullanımı önerilmektedir.
Soru : Nasıl bir diş macunu seçilmelidir?
Cevap . Fluorid içeren herhangi bir diş macunu ile fırçalama yapılabilir. Ancak çalkalayıp tükürmeişlemini yapabilen bireylerde macun miktarı nohut büyüklüğünde, çalkalama yapamayacak bireylerde ise daha küçük olmalı, diş fırçası ıslatılmadan üzerine diş macunu konulmalıdır. Çalkalama yapılamıyor ise , ağızda kalan diş macunu bir gazlı bezle silinerek uzaklaştırılmalıdır.
Soru: Ağız ve diş temizliği için başka hangi yöntemler uygulanabilir?
Cevap : Dişler üzerindeki birikintileri uzaklaştırmak için etkili yöntem fırça ve macun kullanılarak yapılan fırçalama işlemidir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda nemli bir gazlı bez yada pamuk çubuklarla ağızdaki birikintilerin uzaklaştırılması mümkündür. Ağız içerisinde diş plağı oluşumunu engellemek amacıyla karbonatlı su yada klorheksidin içeren gargaralar kullanılabilir. Piyasada diş temizleme mendilleri de mevcuttur.
Soru : Diş yapılarını güçlendirmek ve diş çürüğünü önlemek için neler uygulanabilir?
Cevap : Fluorid diş çürüğünü önlemek amacıyla kullanılan en önemli maddedir. Engelli bireyler için fluorid tablet kullanımı yada diş hekimi tarafından yapılan fluoridli jel uygulamaları önerilmektedir. Diş hekimimiz size daha detaylı bilgi verecektir!!
Dişlerini çiğneme yüzeylerinde bulunan oluklar gıdaların burada birikmesini yol açmaktadırlar. Fırçalamanın düzenli olarak yapılmadığı bireylerde bu diş yüzeylerinin çürüme olasılığı daha fazladır. Diş çürüğü oluşmadan önce, bu riskli diş yüzeylerinin, diş hekimi tarafından, diş cilası yada diş ojesi olarak bilinen fissür örtücü dediğimiz materyal ile kapatılması çürük oluşumunu engellemektedir. Bu tedavi için daimi azı dişleri sürer sürmez mutlaka bir diş hekimine başvurunuz!!
Soru : Ağız kokusu problemi varsa öncelikle ne yapılmalıdır.?
Cevap : Kötü ağız kokusunun başlıca nedeni ağız dokuları arasındabiriken yiyecek artıklarıdır. Bu durumu önlemek amacıyla dişlerin özellikleçiğneme yüzeylerindeki girinti ve çıkıntıların, dişlerin ara yüzeylerinin, dişetleri ve dişlerle yanaklar arasında oluğun ve dilin temizliğinin çok iyi bir şekilde yapılması gerekmektedir. Ağız kokusunun diğer nedenleri de çürük dişler ve dişeti hastalıklarıdır. Bu olasılıklar değerlendirildiği halde ağız kokusu giderilemiyorsa bireyin genel sağlık durumu gözden geçirilmelidir.
Soru : Engelli bireylerin beslenmelerinde diş çürüğü açısından nelere dikkat edilmelidir*
Cevap : Diş çürüğünün ana nedeni şekerli, asitli, ağızda kolayca yapışıp kalan besin maddeleridir. Bireyin diyeti, doktoru yada bir diyetisyen tarafından ayarlanmıyorsa, bol şeker ve karbonhitrat içeren gıda maddelerinin yemek aralarında verilmesinden kaçınılmalı, şekerli gıdalar yemekle beraber yada yemekten hemen sonraverilmelidir. Tatlı yiyecekve içecekler günde en fazla 3 kez alınmalıdır. Püre tarzında yumuşak gıdalarla beslenen bireylerde daha fazla çürük görülmektedir. Bu şekilde beslenen bireylerde fırçalama yapılamıyorsa yemeklerden sonra ağız çalkalatılmalı, çalkalama yapılamıyorsa gıda artıkları silinerek temizlenmelidir. Yemeklerden sonra bir parça peynir yenmesi de diş çürüğünü önlemede yardımcı bir yöntem olarak sayılabilir. Uykudan 1 saat öncesinde gıda alımı durdurulmalıdır. Şurup formundaki ilaçların çoğu %75 oranında şeker ve tatlandırıcı içermektedir. Bu ilaçlarısürekli kullanmak zorunda olanlarda diş ve dişeti çevresinde plakbirikimi artar. Dişeti hastalıkları ve diş yapılarında süratli bir yıkım gözlenir. Ağzın her gün tam anlamıyla temizlenmesi bu tür problemleri engelleyecektir.
Soru: Ağız kenarındaki ve ağız içerisindeki yaralar nasıl önlenebilir?
Cevap : Ağız kenarlarındaki çatlaklar yada yaraların iyileşmesi oldukça zordur. Bu bölgelere düzenli olarak koruyucu bir krem yada vazelin sürülmesi problemi önleyebilir. Yine bazı hastalıklarda hastalığın ağız içi belirtisi olarak ağızda ağrılı ülserasyonla beraber görülen yaralar oluşabilmektedir. Ağrıyı azaltıcı etkisi olan gargaraların yada yara üzerine direk olarak sürülen pomatların kullanılması bireyi rahatlatır. Bu gibi durumlarda ağız temizliğini sağlamak amacıyla, diş ve dişeti dokularının temiz bir gazlı bez yada pamuklu çubuklarla temizliği şarttır.
Soru: Engelli bireylerde görülen ağız kuruluğunun nedenleri neler olabilir, nasıl önlenir?
Cevap: Sistemik bazı ilaçların kullanımı (antihistamik, antidepresen, diüretik antiparkison, psikoterapötikler gibi) tükürük salgısının azalmasına neden olmaktadır.Ayrıca baş-boyun bölgesinden radyoterapi (ışın tedavisi) alanlarda, bazı tükürük bezi hastalıklarında hipertansiyon,diyabet, kronik depresyon durumlarında tükürük salgısı azalmakta ve bu durum diş çürüklerinde artışa yol açmaktadır. Tükürük salgısını arttırmak için çeşitli yöntemlerden yararlanmak mümkündür. Yarım çay kaşığı karbonat bir bardak suya karıştırılır, hazırlanan gargara gün boyu, ihtiyaca göre, sık sık ( 2 saatte bir) kullanılır. Tükürük miktarını arttırmak için şekersizsakızlardan faydalanılabilir. Ayrıca bu tür hastalar için sprey şeklinde üretilen yapay tükürük prepararları mevcuttur. Bu spreyler gün içerisnde, hasta ihtiyaç duydukça(yaklaşık 6 kez ) kullanılabilir. Su ve süt iyi birar tükürük benzeri yapı olarak kabul edildiklerinden bu tip bireylerde sıkça tüketilmesi önerilmektedir.
*Bu bilgilerin hazırlanmasında Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Türk Diş Hekimleri Birliği ve Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Ağız ve Diş sağlığı Daire Başkanlığı tarafından Prof. Dr Alev Alaçam ve Prof. Dr Seval Ölmez’ in katkılarıyla hazırlanan broşürden yararlanılmıştır.
* Bu doküman Mersin Özel Elitdent Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinikliği den temin edilmiştir.
Bir yılda ne kadar gıda katkı maddesi tüketiyoruz? Şehirde yaşayan bir tüketicinin, günde 2000'in üzerinde katkı maddesi türünü bünyesine aldığı söylenmekte. Amerika için yapılan bir araştırmada, Amerikalıların bir yılda yaklaşık olarak ağırlıkları kadar gıda katkı maddesi tükettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Katkı maddeleri gıda maddeleri içinde çok cüz'i miktarlarda kullanılmasına rağmen, bu kadar büyük bir miktara ulaşılıyorsa, evvela ne kadar da çok katkı maddesi türü tükettiğimizi bir düşünmek ve ardından da, bunların ne olduğunu ve zararlı olup olmadıklarını açığa çıkarmak için çalışmak gerekir.
İnsanların çoğu, yiyeceklerini kendileri çiftliklerde yetiştirmediğinden, çalıştıkları veya yaşadıkları yerlere yakın yerlerden satın alarak temin ediyorlar. Dolayısıyla yiyeceklerin yetiştikleri veya imal edildikleri yerlerden çok uzaklara bozulmadan gelmesi gerekiyor. Bu ise katkı maddeleri ile sağlanıyor. Katkı maddeleri aynı zamanda bazı gıdaların besin değerlerini artırıyor ve onların tadını, yapısını, rengini ve dayanıklılığını artırarak daha çekici hale getiriyor.
Katkı maddeleri yiyecekler içine şu beş ana nedenden dolayı ilave ediliyor: 1. Ürünün kıvamını sağlamak: Emülgatörler katıldıkları ürünlere sürekli bir kıvam verirler ve ürünün parçalara ayrılmasını önlerler. Stabilizatörler ve koyulaştırıcılar yumuşak tek düze bir kıvam sağlarlar. Topaklanmayı öneyici maddeler tuz gibi maddelerin kolayca akmasına yardımcı olurlar.
2. Besin değerini korumak veya artırmak: Vitaminler ve mineraller süt, un, tahıl ve margarin gibi birçok gıdaya eklenir. Çünkü gıdaların bir kısmı bazı işlemlerden geçirilirken bu vitamin ve mineraller kaybolabilir veya bir şahsın diyetinde bu maddeler eksik olabilir, böylelikle eksik yerine koyulmuş olur.
3. Lezzetini ve sağlığa yararlı halini muhafaza etmek: Koruyucular küf, hava, bakteri, mantar ve mayaların neden olduğu bozulmayı yavaşlatırlar. Bakteriyel bulaşma hayatı tehdit eden botilizm gibi gıdalardan kaynaklanan hastalıklara neden olabilir. Antioksidanlar değişik yiyeceklerin içindeki sıvı ve katı yağların bayatlamasını veya tadının bozulmasını engelleyen koruyuculardır. Bunlar aynı zamanda elma gibi taze meyvelerin kesildikten sonra havayla temasları sonucunda renklerinin kahverengiye dönüşmesini engellerler.
4. Asitlik veya alkaliliğin sağlanmasını veya kontrol edilmesini temin etmek: Isıtıldıklarında asitleri serbest bırakan asitlik sağlayıcılar pastalar, bisküviler ve diğer fırıncılık ürünlerinin fırında pişerken kabarmalarına yardımcı olmak için soda ile reaksiyona girerler. Diğer katkı maddeleri yiyeceklerin lezzet, tat ve renklerine uygun asitlik ve alkaliliği değiştirmeye yardım ederler.
5. Lezzeti artırmak veya arzu edilen rengi vermek: Birçok baharat ve tabii ve sentetik çeşniler gıdaların tadını artırır. Benzer şekilde renkler de tüketicilerin beklentilerine cevap verecek şekilde bazı gıdaların görünüşünü güzelleştirirler.
Bu kadar yaygın olarak kullanılan katkı maddeliri hakkında, ister istemez şöyle bir sual oluşacaktır:
Gıdaların veya katkı maddelerinin bir kısmı bazı hastalıkları tetikleyebilir mi?
Cevap kısa ve net: "Evet." Bazı gıdalar veya gıda katkı maddeleri aşağıdaki bulgulardan birinin veya daha fazlasının oluşmasını tetikleyebilir:
Dikkat Sürdürüm Bozukluğu / Hiperaktivite Sendromu
Alerji
Astma
Otizm, Yaygın gelişimsel bozukluk, Enüresis (Altına idrar kaçırma)
Katkı maddeleri ile beklenmeyen gıda reaksiyonları arasındaki sıkı ilişkiye örnek olması bakımından, bu bulgulara sebep olan katkı maddelirine örnekler verelim:
ASPARTAM: Yapay tatlandırıcı (diyet şekeri) olarak bilinir. Genellikle şeker yerine tatlandırıcı olarak kullanılır. Aspartam duyarlı olan kişilerde az da olsa giörülen bulgulara göre, anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur.
BENZOATLAR: Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Benzoatlara karşı gerçek alerjik reaksiyon çok az da olsa vardır.
BHA/BHT: BHA (Butillenmiş hidroksiyanozil) ve BHT (Butillenmiş hidroksitoluen) antioksidandır. BHA ve BHT özellikle katı ve sıvı yağlar ile hububat ürünlerinde kullanılır. Duyarlı kişilerde kurdeşene sebep olurlar.
GIDA BOYALARI: Gıdalara renk vermek için kullanılırlar. Bunlar, E102 (Tartrazin) gibi numaralarla isimlendirilirler. Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, çikletler, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda çok nadir oluşmakla birlikte kurdeşen veya astım ataklarına neden olur.
MSG: Monosodyum glutamat (E621) özellikle uzak doğu (Çin, Japon) ve Türk mutfağında kullanılır. Bununla oluşan reaksiyona "Çin Restoranı Sendromu" da denir. Bir çok imalathane ve restoranda da değişik gıdalarda lezzet arttırıcı olarak kullanılır. MSG ile oluşan reaksiyonlar şöyledir: Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma. Bu tür reaksiyonlar fazla miktarda MSG alınması sonrası oluşur. Bu maddeyi tüketen astımlı hastalarda ağır astım atakları oluşabilmektedir.
NİTRAT/NİTRİTLER: Bu iki madde hem koruyucu olarak, hem de renklendirici ve lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Nitrat ve nitritler özellikle sosis, salam gibi et ürünlerinde bulunur. Bazı kişilerde baş ağrısı ve kurdeşene neden olabilirler.
PARABENLER: Parabenler gıda ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sondum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.
SULFİTLER: SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür di oksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında bulunurlar. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir. Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.
E170 kalsiyum karbonat: Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirir.
E 471-E477 Mono- ve digliseridler ve modifiye edilmiş formları: Homojenleştirici .Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir.Bitkisel kökenden türetilirse, helâldir. Hayvani unsurlardan türetilirse, şüphe arzeder. Eğer, eti helâl ve kesimi islâmi usulle yapılmış hayvani yağlardan türetilmiş ise helâl kabul edilir.
E 280 propiyonik asit, E 281 sodyum propiyonat, E 282 kalsiyum propiyonat, E 283 potasyum sorbat: Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getirenlerin sindirim organlarında bulunur, ayrıca suni olarak etilen, karbon monoksit, propiyonaldehit, doğal gaz, mayalanmış kağıt hamuru veya çürümüş lif bakterisinden elde edilir; yaygın olarak ekmek ve un mamullerinde kullanılır.
E 200 sorbik asit, E 202 potasyum sorbat: Koruyucu olarak kullanılır. Bitkisel kökenlidir. Ciltte kaşıntıya sebep olabilir
E420 sorbitol: Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden veya sentetik olarak glukozdan elde edilir; gıda,ilaç ve kozmetiklerde kullanılır.Bebek ve küçük çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.
E422 Gliserol (gliserin): Kıvam artırıcı,tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol;hayvansal veya bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak veya şekerden mayalanarak da elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir. Hayvan kökenli olması ihtimali göz önünde tutulmalıdır.
E920 Sistain: Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilir
E924 potasyum bromat: Un işleme ajanı.Büyük miktarlarda bulantı, kusma, diyare ve sancılara neden olabilir.
E928 benzoil peroksit: Un işleme ajanı. unun beyazlaması için kullanılır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır.
Bana genellikle özürlü bir çocuk büyütmemin nasıl bir şey olduğunu sorarlar. İşte anlatıyorum:
Bir bebek sahibi olacağınızı anladığınızda yaşadığınız duygu, İtalya’ ya güzel bir seyahat planı yapmaya benzer. İtalya hakkında bir sürü kitap ve broşür alırsınız ve harika planlar yapmaya başlarsınız. Coliseum. Mikalanjelo’nun Davut’u. Venedik teki gondollar görmenin hayalini kurarsınız. İtalyanca birkaç sözcük bile öğrenirsiniz. Her şey çok heyecan vericidir.
Aylar süren beklemeden sonra, o gün gelir çatar. Bavullarınızı toplar. Yola çıkarsınız. Birkaç saat süren yolculuktan sonra, uçağınız havaalanına iner.
Hostes mikrofonu eline alır ve “Hollanda’ya hoş geldiniz” der.
“Hollanda mı?” dersiniz. “Ne demek istiyorsunuz? Ne Hollanda’sı? Ben İtalya’ya bilet almıştım. Benim İtalya’ya gitmem gerek. Tüm yaşamım boyunca İtalya’ya gitmenin düşünü kurdum ben.”
Fakat uçuş rotasında bir değişiklik yapmışlardır. Hollanda’ya inmişsinizdir ve orada kalmanız gerekir. Önemli olan sizi korkunç, iğrenç ve pis bir yere, açlığın ve hastalıkların ortasına bırakmamışlardır. Sadece farklı bir yerdesinizdir.
Bu yüzden çıkıp yeni broşürler ve kitaplar almanız ve yepyeni bir dil öğrenmeniz gerekmektedir. Ve daha önce hakkında hiçbir şey bilmediğiniz insanlar tanımak zorundasınızdır.
Gittiğiniz yer sadece farklı bir yerdir. Oradaki yaşam, İtalya da kinden daha yavaştır. İtalya kadar etkileyici değildir. Fakat bir süre orada kaldıktan sonra nefesinizi tutar ve çevrenize bir bakarsınız… ve Hollanda’nın değirmenlerini fark edersiniz… ve lalelerini. Hollanda’nın Rembrand’ları vardır.
Fakat tanıdığınız herkes İtalya’ya gidip gelmektedir. Sürekli orada geçirdikleri güzel günleri anlatmaktadır. Ve yaşamınız boyunca “evet benim de gitmem gereken yer orasıydı”, “ben de aynı planı yapmıştım” dersiniz.
Bu nedenle duyduğunuz acı asla, asla dinmez.. Çünkü yitirdiğiniz düş çok önemli bir düştür. Ancak tüm yaşamınızı İtalya’ ya gidemediğiniz için üzülerek geçirirseniz, Hollanda’nın güzelliklerinin hiçbirinin tadını çıkaramazsınız.
Tuvalet eğitiminde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta olumlu bir tutum izlenmesidir. Gösterilen en ufak bir memnuniyetsizlik, olumsuz bir bakış bile çocuk tarafından hissedilir ve bu onu olumsuz etkiler. Çocuğunuza tuvaleti kullanma becerisini de diğer bir beceriyi öğretiyormuş gibi öğretin. Öncelikle ne kadar sıklıkta tuvalet ihtiyacının geldiğini anlamak için bir çizelge hazırlayın. Ortaya çıkan sonuca göre bu sıklıkta (örneğin bir veya iki saatte bir) çocuğunuzu düzenli olarak tuvalete götürün ve bu işlemi yaparken kısa sözcükler kullanmaya özen gösterin; "çiş", "ıslak", "kuru" gibi. Tuvaleti başarıyla kullandığı her seferde çok mutlu fakat sakin bir tavır sergileyin. Bu eğitimde çiş kazaları olduğunda ceza ve olumsuz tavır yerine, çocuk başarılı olduğunda gösterilen mutlu ve olumlu davranışlar çok daha fazla etkilidir. Kazalardan sonra ki soyunma ve giyinme işlemlerinin yalnızca tuvalette gerçekleştirilmesi gereklidir. Bu çocuğunuza tuvaletle ilgili işlemleri tuvaletle bağdaştırmayı öğretecektir.
Özel yöntemler:
İlk olarak bez kullanımı evden dışarıya çıktığınız zamanlar da dahil olmak üzere tamamen bırakılmalıdır. Unutulmamalıdır ki çocuğunuzun "altımda bez varken çiş yapabilirim, yokken yapamam" ayrımını yapabilmesi, "hiç bir zaman altıma çiş yapamam" ayrımını öğrenmesinden daha zordur.
Çocuğunuz tuvalete oturtulmayı reddediyorsa bunun bir kaç nedeni olabilir. Öncelikle çişini bezine yapma alışkanlığından vazgeçmek istemiyor olabilir. Fakat bir süre sonra bezin tamamen ortadan kalktığını anladığında bu alışkanlığını da yavaş yavaş terketmek durumunda olduğu fikri yerleşecektir. Tuvaletiniz çocuğunuz için büyük ise içine düşme korkusuyla kendini güvende hissetmiyor olabilir. Klozet kapağına yerleştirilebilen adaptör ve ayaklarını basabilmesi için tuvaletin önüne koyacağınız büyükçe bir kutu ile kendini daha güvende hissetmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca klozet kapağı soğuk olabileceği için üzerini kaplayacağınız bir bez de bu sorunu ortadan kaldırabilir. Eğer çocuğunuz tuvaletini yapmıyorsa, onu tuvaletin üzerinde 5 dakikadan fazla oturtmayın. Nazikçe ve sakin bir tavır içerisinde olmaya özen gösterin. Çocuğunuz tuvalette bulunduğu sürece yanında bekleyin. Eğer tuvaleti uygun bir şekilde kullanırsa, hemen vermek üzere yanınızda bir ödül bulundurun. (şeker veya cips gibi) Eğer 5 dakika sonunda bir sonuç alınamazsa nazikçe kaldırın, fakat aferinle veya yiyecekle ödüllendirmeyin.
Çocuğunuzu sabah kalktığında ilk iş olarak tuvalete götürün. Ayrıca yemeklerden önce ve sonra, dışarı çıkmadan önce ve yatmadan önce de tuvalete götürmek uygundur. Tuvalete götürdüğünüz zamanların ve kazaların mutlaka bir kaydını tutun ki gelişmeyi daha net bir şekilde izleyebilesiniz. Çocuğunuz tuvaleti her uygun kullandığında çizelgenize gülümseyen bir yüz çizin ve bunu çocuğunuza gösterin ki bu olaydan memnuniyet duyduğunuzu daha somut bir şekilde görebilsin.
Tuvaletten kalktıktan sonra çocuğunuzun giysilerini kendisinin çekmesi için fırsat tanıyın. Başlangıçta yardım ederek, daha sonra yardımınızı azaltarak bu işlemi gerçekleştirmesini sağlayın.
Bihter Mutlu Gencer Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı
Burda Melisa Hakkinda Bilgiler Tedaviler,
Tahliller , Eğitimler , Otizm, Gelişimsel Bozukluk
ve Metal Zehirlenme, ile Ilgili bir takim yazi,
resim ve bilgiler olusturmaya gayret etmekteyiz.
melisa33@gmail.com,
olkamelisa@hotmail.com